21 Haziran 2009 Pazar

Sende bu yükseklik korkusu,
boşluğunun kıyısından geçmişe baktığın gün mü başladı ?
..........

17 Mayıs 2009 Pazar

adım

bir adım daha attık bugün. annem sayesinde oldu aslında. dün bana dediği gibi yapmadı, beni korkutmadı. ben arkamı döndüğümde elini sıkıp gülümsedi ona. şimdi ikimiz de daha çok mutluyuz, umutluyuz. seni seviyorum anne, olumsuz olan her şeyden sakındığın için.

06 Mayıs 2009 Çarşamba

mutluluk

ta içinden, derinlerden taşıp, yüzüne fışkıran gülümsemeyle sımsıkı sarılırma isteğidir sevdiğine. bir de paylaştıkça artar, gözlerden gözlere, yüreklerden yüreklere...

04 Mayıs 2009 Pazartesi

babanne

dünyaya geldiğim günden beri yanımdaydı, yanımızdaydı. bütün surat asmalarına, bütün huysuzluklarına rağmen bir tek gün kötü söz duymadım ona karşı söylenen. o büyüktü, saygı gösterilmeliydi her daim. ama ona bunlar yetmedi. bir gün hiçbir şey söylemeden gitti yanımızdan, sanki kavgalı ya da küs gibi kızının yanına kaçtı, bir gün bile oğlum demediği oğlunun yanından. sonra oğlum demediği babam üzüldü, sinirlendi, üzüldü. ne zaman babannemi görmeye gitsem ağladım. çünkü hep suçladı babamı sanki düşmanıymış gibi konuştu. anlayamadım içini dolduran nefretin nedenini. annem her zaman der, içinde kötü duygulara yer verme kötülük küçük bir fırsat bulduğu anda kocaman olmayı çok kolay başarır diye. ben içimde hiç kin beslemedim. ama ona karşı olan sevgim gittikçe azalıyor, yerini üzüntüye bırakarak. bugün suriye teyzenin cenazesinde gördüm babannemi, yaklaşık iki aydır görmemiştim. gittikçe yüzündeki nurun söndüğünü gördüm. ağzından çıkan her söz mü acıtır insanın canını, nasıl başarıyor bunu anlayamıyorum. insan karşısındakini suçlayarak ne kadar daha kendini aklayamaya çalışabilir ki? oysa önce kendine bakmalı insan, önce aynayı kendine tutmalı ki karşısındakini görebilsin. ama yok yine de izin vemeyeceğim içimde kin olmasına, çünkü ben onun gibi değilim. olmayacağım...

01 Mayıs 2009 Cuma

telefon

telefonu seviyorum, çünkü en azından sesinini duyabiliyorum.
telefondan nefret ediyorum, çünkü yalnızca sesini duyabiliyorum.

13 Mart 2009 Cuma

moda apt. d:8

genelde uğrardık moda apartmanına. bir iki dakika girişte beklerdim onu. uzak yoldan gelirdi, alacağı ya da bırakacağı şeyler olurdu veyahut vereceği selamlar. bugün de aynısı olacaktı. kapıdan içeri girdiğimizde herzamanki bekleme yerime geçecektim ki, o, antika asansörün kapısını açtı. soran gözlerle baktm. evet dercesine baktı. 4. kat. asansörden çıkınca soldaki kapı açıldı. içerden konuşma sesleri. öğlen yemeği üstüne gitmişiz. ben kapının beri tarafında duruyorum, orada olduğumdan haberleri yok henüz. o içeri girdi. yemek yemesini söylediklerinde arkadaşım bekliyor dedi. kapıyı kapatacakları sırada fark edildim. "aaa arkadaşın burada mıydı, biz de aşağıda bekliyor sandık, girsene kızım içeri, hadi geç kapıda bekleme".
utana sıkıla içeri geçtim. 5.kez sorduklarında peki dedim kahve içerim, az şekerli. anneannesi bir yandan yemeğini yerken bir yandan da bana bakıyordu, gülümsüyordu. ben de gülümsüyordum. bu zamanda böyle güler yüzlü kız nerdee, deyince kıpkırmızı mı olmuştum, başımı önüme eğip? neyse kahveler geldi, o da işini bitirip geldi. görmüş geçirmiş, hoş sohbet dedesi nerelisinden girdi konuya. "ooo çok güzel, bize yakın, ben gitmiştim zamanında, acayip güzel oralar.." diye başladı konuşmaya. anneanesi bana bakıyordu, ben de ona bakınca gözlerini kırpıyordu gülümseyerek. anıları tozlu raflar ardında bırakan
alzheimer teşhisi konulmuş 5-6 yıl önce. bir kaç kez aynı soruyu sordu ben de cevapladım ilk kez söylüyormuş gibi. sonra yılların izini taşıyan elleri öpüp, yine bekleriz seslerini arkamızda bırakarak çıktık moda apartmanından...
not: anneannesinin en sevdiği çiçekmiş mimoza. salondaki saksılara konulmuş, özenle hoş bir koku yaymış. dedesi bu mevsimde mimozayı nereden bulduğunu anlattı heyacanla. adaların arka taraflarında çok varmış bu çiçeklerden. işte oradan almış çiçekçi koymuş tezgahına. anneannesi acaba en sevdiği çiçeğin mimoza olduğunu ne zamana kadar hatırlayabilecek?...
aşk her yaşta! görebilene, hissedebilene....


02 Mart 2009 Pazartesi

ERİMEK




Erimek belirsizce herşeyde,
Karışmak sulara yıldızlara,
Sinmek kokusuna mor menekşenin,
Yanmak damar damar, nefes nefes,
Yaşamak tükene tükene.